Yaralı bir hayvan gibi yürüdüm eve. Neresinden vurulduğunu anlamayan ama öleceğini hisseden bir köpek gibi...
Yaralı bir hayvan gibi yürüdüm eve. Neresinden vurulduğunu anlamayan ama öleceğini hisseden bir köpek gibi...

Yedi yıllık ilişkim iki günde bitti. Önce nereden çıktığı belli olmayan basma kalıp bir "düşünmem lazım" muhabbeti. Ertesi gün daha pislik, daha büyük bir klişe: "Ben ayrılmak istiyorum". Üç ay sonra da haberi geldi: Evleniyormuş. "Adam aşırı zenginmiş" diye laf çıktı bir de. Bu ne lan? Yeşilçam Filmi gibi. Beni bir Mercedes'e mi sattı?

Bir hafta sonra yeni bir haber geldi. Bu sefer daha enteresan bir gelişme... Düğünlerine Rufus Wainwright'ı getirtiyorlarmış. Çıkıp şarkı söyleyecekmiş. "Oha lan, herif gerçekten zenginmiş" oldu ilk tepkim. Arkadaşlarım bozulmayıp dalga geçmeme sevindiler. Nasıl arkadaş lan bunlar? Rol yapıyorum işte. İçim parçalanıyor. Kalbim duracak neredeyse. İş ciddiydi. Masaya kapanıp ağlamamak için alay etmeye devam ettim. "Rufus'a da bak sen. Aç köpek seni. Kanada'dan kalkıp İstanbul düğününe çalmaya mı gelinirmiş? Gelinle damadın ayaklarını da yıkayaydın bari."

Eve dönerken öyle bir hüzün çöktü ki ne bu çöken tam olarak hüzündü ne de bu hissin içimdeki hareketi çökmeye benziyordu. Hayatta en sevdiği müzisyen Rufus Wainwright'dı. Takıntılı bir ilgisi vardı bu adamın şarkılarına ve sesine karşı. Beni de o tanıştırmıştı kendisiyle. İlk başta çok ağlak gelmişti ama ne yalan söyleyim benim de kanıma girdi yavaş yavaş. Ankaralı bir metalciden İstanbul'da yaşayan, Rufus Wainwright dinleyen sofistike bir sevgiliye terfi ettim bir anda. Biradan çok şarap içer oldum. Sabahları uyanır uyanmaz çay yerine kahve... Okuduğum gazeteyi bile değiştirdim. Ankara'yı bırakıp yanına taşındım. İş yok güç yok. Her gece sabahlara kadar Rufus'un dokunaklı şarkılarını dinleyerek öpüştük, seviştik, hayaller kurduk.

Şimdi Rufus'un canlı performansı eşliğinde evleniyor. Biz bant kaydı eşliğinde çelişkili hayaller kurarken. Bu ne absürd mağlubiyet? Romantizmin hakkı böyle verilir işte. "Abi adam aşırı zenginmiş." Zengin de laf mı? Onun paraya pula olan düşkünlüğünü hep hissederdim aslında. Şimdi aklıma bir örnek gelmiyor. Hissederdim ama görmezden gelirdim. Evladının sakatlığını gözü görmeyen bir ana gibi. Rufus'u kızın ayağına getirmiş herif. Ben anca bilgisayarının ip'sini değiştirip albümleri kaçak yoldan indirme tüyoları verirken. Tutmuş getirmiş adamı. Düğününde söyletecek. Oku Rufus! Bir daha söyle. Haydi bir de Türkçe patlat; "Kimler Geldi Kimler Geçti" gelsin. Yaralı bir hayvan gibi yürüdüm eve. Neresinden vurulduğunu anlamayan ama öleceğini hisseden bir köpek gibi... Kendisini ısıran köpeğe dönüp bakamayan, omuriliği ikiye ayrılmış bir kedi gibi...

Durulmaz artık bu şehirde. Elimi müthiş bir hırsla cebime attım. Bittin sen Rufus! Aldatan sevgilisinin numarasını telefonundan silen şımarık bir kız gibi tek tek sildim telefonumdaki Rufus Wainwright albümlerini.

 

Ankara'ya dönüş yolunda, yol boyunca Slayer dinledim.

 

Mart 2013 - OT Dergi, Sayı 01