Sen, Türk erkeği... adam değilsin. Kadınların gülümsemediği bir ülkenin, erkekleri cesur olamaz.
Sen, Türk erkeği... adam değilsin. Kadınların gülümsemediği bir ülkenin, erkekleri cesur olamaz.

Kadınların ezelden beri bildiği kainatın dengelerini erkekler de anlamaya başladıkları zaman, dünya daha iyi bir yer olacaktır. (Kızılderili Atasözü)

Gelişim, kadınların sosyal konumuyla ölçülür. (Karl Marx)

Ey bacım / Ağlamak için kollarına geldiğimde / Bir yabancıymışım gibi beni geri çevirme. (Bob Dylan - Oh Sister)

Yer, Okmeydanı. 22 Mayıs 2014 günü, saat tam 11.36'da Uğur Kurt, taziye ziyaretine geldiği cemevi önünde başından vuruldu. Cinayetin video kaydını izlerken bir şey ilgimi çekti. Silah sesini duyan erkekler kaçışıyordu. İki adam, ürkekçe Uğur Kurt'a yaklaştılar. Beyaz bluzlu bir kadın ise melekler gibi ışık hızıyla koşup, elindeki hırkayla, yerde kanlar içinde yatan gencin yarasına pres yaptı. Bir an bile tereddüt etmedi. Çekinmedi. Duraksamadı. Erkekler çil yavrusu gibi dağılırken, o, ilahi bir komut almış gibi yetişti. Haber videosunu izleyen halkımız, ne kâtili görüp teşhis etti, ne de beyaz bluzlu kızı. Oysa, Uğur Kurt, çoğumuz gibi sade, gencecik, güleç bir çocuktu. Ve biz o sahnede celladımızı da, kurtarıcımızı da görüp tanıyamadık. Beyaz bluzlu kız kim? Neden adı geçmiyor? Düştüğümüzde başucumuza koşacak beyaz bluzlu yüz binlerce kız aramızda ve biz onlara nefes aldırmıyor olabilir miyiz?

AYE ŞASA'YA VEDA

Ah Güzel İstanbul, Gramafon Avrat, Son Kuşlar, Köroğlu gibi sıkı filmlerin senaristi Ayşe Şasa 16 Haziran günü vefat etti. Nurlar içinde yatsın. Mekânı cennet olsun. Asil, bilge, stil sahibi bir hanımefendiydi. Evinden pek çıkmazdı. Gene de varlığı, tanıyanlara itimat telkin ederdi. Ayşe Hanım gibi entelektüel, sanatkâr, saygıdeğer hanımefendiler sessiz sedasız göçüp gidiyor. Onların gidişiyle Türkiye'nin bakışlarındaki, duruşundaki, konuşmasındaki son asalet alametleri de silinip yitiyor.

ÜÇ ADİL HÂKİM

Balyoz Davası'nda haksız yere yıllarca hapsedilen 230 tutuklu serbest bırakıldı. Davanın, adil olmayan yargılama nedeniyle yeniden görülmesi karara bağlandı. Bu kararı kimler verdi? Üç kadın: İstanbul Ağır Ceza Hâkimleri Özlem Karaçam, Gülperi Güneş, Mübeccel Saraçoğlu. *** Bizlere şifa verecek, hayat verecek, imdadımıza koşacak, içimizi ferahlatacak, adaleti temin edecek kadınlara hiç yer bırakmıyoruz. Beyaz bluzlu genç kadını,  Ayşe Hanım'ı ve Balyoz Davası skandalına son veren üç kadın yargıcı doğru düzgün göremedik, hiç tanıyamadık.

ERKEK EGEMENLİĞİNDEN, HERİF TAHAKKÜMÜNE

Neden böyle oldu?.. Türkiye'de niçin her yerde erkekler boy gösteriyor? Hep erkeklerin sesi duyuluyor. Memleketin üç tarafı testosteron deniziyle çevrili sanki. Burası bir yurt, bir yuva mı, yoksa çakal panayırı mı? Bir anne tembihine, nine nasihatine, bacı öğüdüne, sevgili ikazına...

Bir kadın tebessümüne, jestine, sesine, hasret kaldık. Türkiye'nin "gök kubbesinde hoş seda" filan yok. Böğürtüler, hırıltılar, zırıltılar yankılanıyor. Bu artık erkek egemenliğinden öte bir şey. Herif tahakkümü, hödük tasallutu, hanzo taziri.

LAFTAN ANLAMAYAN, SÜKUTTAN HİÇ ANLAMAZ

Ey Türk erkeği... Mağarandan dışarı adım at gayrı... Annene bir bak. Ömrünü eşine, çocuklarına pay etmiş, dirayetli bir kadın görürsün. Kızkardeşine bak. Umutlarıyla yaşayan, hayata tutunmaya çalışan bir genç kız görürsün. Sevgiline, eşine bak... Şartlı tahliye memurunun gözüne batmamaya çalışan, tedirgin mahkumlar görürsün. Türkiye'de kadın iradesi bin bir baskı altındadır. Binlerce megatonluk konteynerlerin altında kalmıştır. Fabrikalarda, ofislerde, plazalarda çalışan kadınlara bir bak. Sabahın erken saatlerinde pırıl pırıl giyinip işe koşarlar. Kimseye muhtaç olmamak için. Çoğu, erkeklerle aynı işi yaptığı hâlde daha düşük ücret alır. Seslerini yükseltemezler. Kadınlık gururunu korumanın maliyeti ağırdır. Erkekler sağda solda, ileri geri konuşur, bağırıp çağırır, sövüp sayar, mızmızlanır, mağdur ayağına yatar... bir şekilde ferahlar. Kadınlar öyle değil. İçine atar. Anlayış bekler. Sabreder... Zulmün izlerini bir kozmetik sihriyle, bir dirayet deterjanıyla siler, metanet jelatiniyle kaplar kapatır. "Sükut ikrardandır." Fakat yurdumuzda kadınların sükutunun ne manaya geldiğini anlayacak erkek ara ki bulasın.

PALAVRACI ÖDLEKLER ÜLKESİ

Sen, Türk erkeği... adam değilsin. Kadınların gülümsemediği bir ülkenin, erkekleri cesur olamaz. Bir memnuniyet, itimat, ferahlık tebessümünü bu memleketin kadınlarına çok gördün. Böylelikle şövalye ruhundan nasibin kesildi. Çelebilikten bihabersin, centilmenlikten büsbütün uzak düştün... 15 yaşındaki çocuğunu kaybetmiş bir anneyi, miting meydanında yuhalarsın. Türkiye'nin en zeki yazarlarından olan bir kadına, uluorta "Namert!" diye hakaret edersin.

Angelina Jolie'yle karşılaşınca elin ayağına dolanır, ergene bağlarsın, iki satır konuşamazsın. Türkiye'nin en başarılı kadın romancısını aşağılarsın. "Başörtülü bacımı dövdüler" dersin, fakat başörtülü bir kız, kırk yılda bir azıcık eğlenecek olsa "Bu ne kepazelik!?" diye hiddetlenir, çemkirirsin. Kadının çıplaklığı veya giysisiyle meşgul olmak ayıptır, cinsiyetçiliktir; anlamazsın. Kimin eşi açık, kiminki örtülü, kurcalar durursun. Türkiye'nin en hakkaniyetli kadın yazarlarını işten kovar, kovdurursun. Kadına köle, aptal, günahkar... muamelesi yaparsın. Sokakta, meydanda, evde... kadını yakalayıp döver, saçından tutup sürüklersin. Sonra da "Bizim hedefimiz Avrupa Birliği'ne tam üyelik" dersin. Kendi kendine gelin güvey olursun. Dünyanın gözü önünde, tımarhane düğünü gibi, gelinsiz bir nikahta halay çekersin.

GASPÇI "HAYAT ARKADAŞI"

Sen, benim dongoz biraderim... Eşinin, kızının maaş kartını gasp edip cebinde, cüzdanında taşırsın. Hayat arkadaşına, öz kızına giderek tüm kadınlara; alnının teriyle, bileğinin hakkıyla kazandığı parayı çok görürsün. Sonra da namus bekçiliği, ahlak zabıtalığı, iffet muhafızlığı taslarsın.

RİYAKAR MAGANDALAR

Çocuklar ölür, "Ölmüştür, gitmiştir" dersin. "Cebinde misket vardı, elinde bomba vardı, teröristti..." dersin. İşçiler ölür, "Normaldir" dersin. Okullarda, yetimhanelerde, işyerlerinde, devlet dairelerinde, sokaklarda... Vicdanının tıpası fırlamış, trafosu patlak vahşi gaspçılar, tecavüzcüler, sadistler iş başında. Bir nine nasihati almamış... Anne sözü dinlememiş... Sevgili sitemine çözüm bulmamış... Bacısına bir küçük hediye sunmamış paslı kazmalardan... ne beklenir?.. "Ne özeli, bunlar genel, genel!" diyerek, tuzaktan çekilmiş bir yatak odası videosunu dünyaya duyuranlardan... Mahremiyete saygı umabilir miyiz? Aile içi şiddete, kadına el kaldırmaya karşı olduğunu söyleyen... Buna mukabil, kendi aile fertlerine çıldırtıcı korkular yaşatan sinsi riyakarlardan ne hayır gelir?

KALLEŞLER MAHŞERİ

Kadın politikası, kadın ekonomisi, sanatı, gazeteciliği, mühendisliği... nerede? Cumhurbaşkanı seçecek halk, formaliteden olsun bir kadın aday gösteremiyor.

***

Fatma Seher Erden'i şimdi kim hatırlar? İstiklal Madalyası sahibi, cephede hemşirelik, aşçılık ve kumandanlık yapmış o kara gözlü; hem eşini, hem iki oğlunu şehit vermiş büyük kadını?

Emekli maaşını Kızılay'a bağışlamıştı. İstanbul'da, yoksulluk içinde yapayalnız öldü. 1955'te. Kızılay, bu kıymetli ve cömert kadını ancak vefatından 59 sene sonra hatırlayıp kabrini ihya etti. "Bu da bir şeydir" mi diyelim? Beyaz bluzlu kızın selef'i Fatma Seher Erden mezarından kalksa... Uğruna varını yoğunu verdiği ülkeye bir baksa, ne söylerdi?

***

Bir mafya filminde (Bronx Tale), gangster, genç adama "Hayatta bir, bilemedin iki, çok şanslıysan üç ‘Büyük Kadın'a rastlarsın" diyordu.

"Büyük kadını iyi tanımaya bak evlat..." Gangster kadar centilmen, mafya kadar bile kibar değiliz.

Türkiye, kalleşler mahşerine döndü. Bir kadın en ufak bir hata yaptığında, milletçe üstüne çullanıyoruz. Kadınların başörtüsüne, bikinisine, eteğine, çarşafına, şıklığına, rüküşlüğüne kafayı takmış...

Cahil budalalar sürüsü olup çıktık.

SAPLAR DİYARI

Dilimizde, sosyal hayatımızda, her alanda dizginsiz bir cinsiyetçilik hâkim. Başarılı kadına cadı, mazlum kadına köle muamelesi yapıyoruz. Elbette tüm kadınlar melek değil. Yozlaşmış, meymenetsiz, şapşal kadınlar da var. Hırsız, yalancı, zorba erkeklerin yancılığını, yalakalığını yapıyorlar. Ve görünen, konuşan, kazanan da onlar. Beri tarafta kadın haysiyetine, kadın enerjisine, bilgeliğine hepimizin ihtiyacı var. Kadınları dışladıkça, aşağıladıkça, ağlattıkça batıyoruz. Kadınların yumuşatan, ılımlı, latif rötuşlarla, nazik yönlendirmelerle tanzim ettiği, şifa verdiği, tatlandırdığı bir ülke değil artık burası. Kavalye olamadık. Şövalye, çelebi, centilmen, beyefendi olamadık. Âşık olamadık. "Sap" olduk.

İKİ FİLM BİRDEN

Made in Dagenham filmini izleyin. Kadınların İngiltere'de eşit işe eşit ücret talebini, o estetik ve pırıl pırıl mücadeleyi anlatan harika bir filmdir.

Taner Elhan'ın yönettiği Kadın İşi Banka Soygunu filmini izleyin. Türkiye'de kadınlık onurunu korumanın ne kadar yüksek maliyetli olduğunu anlatan sıkı bir filmdir.

MERHAMET MAHRUMİYETİ, ŞEFKAT KITLIĞI

Bin bir dert, milyon problem, tonlarca baskı ihtiva eden bu meseleyi derli toplu anlatamıyorum. Faciayı görünür, anlaşılır kılmak zor. Acemiyiz. Türkiye, kadınların ahını aldı, bedduasını aldı.

Ben de almışımdır.

Kendimi ayrı tutmuyorum.

Ben de kabalık ettim, nezaketi elden bıraktım...

Hangi kesimden, hangi yaştan, hangi yöreden olursa olsun...

Hepimiz, milletçe, "Kadınlar önden", "Buyurun hanımlar sizi dinliyoruz..." demek zorundayız.

Memleketin şefkat, munislik, zarafet, tatlılık, merhamet, zeka, incelik... susuzluğunun giderilmesi için...

Tek umudumuz kadınlardır.

Aksi takdirde ne toplumsal ilerleme ve yükseliş, ne psikolojik bir düzelme, ne de bir hakikat esintisi...

Delirip, birbirimizi boğacağız.

Anadolu bu kanca suratlı, nefret dolu, zırcahil, vicdansız hödüklerin elinde kalacak.

"EVLADIM KAVGA ETMEYİN, KARDEŞ KARDEŞ OYNAYIN..."

Can çekişen Uğur Kurt'un imdadına koşan genç kadın... Besbelli biraz da umutsuzluktan hayata veda eden Ayşe Şasa... Erkeklerin cehalet, insafsızlık ve yolsuzluğuyla kavrulup yanan ülkeye bir adalet şurubu sunan üç kadın hâkim... Evlat acısıyla kalbi ezilmiş mazlum anneler... Sahtekar liderlerin, dandik şeyhlerin, naylon beylerin şuursuz öfkesine maruz kalarak işten kovulan ve yine de boyun eğmeyen kadın yazarlar... Kapandığı için ayrı, açıldığı için ayrı eziyet gören hanımefendiler... Evde, işte, devlet dairesinde, sokakta, köyde, şehirde... her zaman, her yerde, herkesçe dışlanan, susturulan, küçümsenen tüm kadınlar...

Siz...

Bu ülkenin asıl umudusunuz.

Gençler değil.

Liderler değil.

O, öteki, ben, beriki, şu, şuradaki... değil.

Sizsiniz Türkiye'yi sakinleştirip yatıştıracak olan.

Bir merhem gibi, bir iksir, bir şifalı su gibi sözlerinizle...

Bu milleti insanlığa, akla, ahlaka, demokrasiye, adalete, hayata, normale siz döndüreceksiniz.

Türkiye'ye küsmeyiniz.

Bizleri affediniz.

Bizler, bir ergen çetesi, haydut güruhu, kuru kalabalıktan başka bir şey değiliz. Sizin leydi zarafetiniz,  Anadolu kadını metanetiniz, prenses inceliğiniz, sabrınız, letafetiniz, dirayetiniz ve medeni cesaretiniz bu toplumu ıslah eder ancak.

Lütfen çıkıp konuşunuz.

Eski günlerde annelerimizin söylediği gibi...

"Evladım kavga etmeyin, kardeş kardeş oynayın" deyiniz.

"Küfür etmeyin, çocukları öldürmeyin, artık büyüdünüz, çalışın, haram yemeyin, o kızı üzmeyin, azıcık şükredin..." deyiniz.

Ne diyeceğinizi siz daha iyi bilirsiniz hanımlar.

Allah aşkına susmayınız, bir şey söyleyiniz.

***

Hepimiz biliyoruz aslında...

Gün gelip Ayşe Şasa gibi, Uğur Kurt gibi biz de bu dünyadan, bu ülkeden göçtüğümüzde...

Bizim başucumuza da bir tek beyaz bluzlu kız koşacak.

Biz de Balyoz Davası'ndaki gibi haksız yere tutuklanıp, ömrü heder edilen, hapiste ölenler kervanına katılsak...

Bizim ruhumuzun selameti için, adalet için kadın hâkimler hüküm verecek. Beyaz bluzlu kız...

Adını bilmediğimiz, yüzünü görmediğimiz, teveccüh, saygı, vefa göstermediğimiz beyaz bluzlu kız...

Kimse söylemiyor, işte ben söyleyeyim, buraya yazıyorum, sen bizim yegane kurtarıcımızsın.

Haysiyetli bir hayattan mahrum edilen bize en yakın, en güçlü, en büyük tesellimizsin sen...

 

Temmuz 2014 - OT Dergi, Sayı 17