Çocuklar, senin sadece ailelerine değil hepimize emanet ettiğin meleklerin Allah’ım. Ve biz emanetine sahip çıkamıyoruz. Affet.
Mülk Allah'ındır. Çocuklar da Allah'ın yeryüzündeki gölgesidir. -

Küçükken dünya herkesin zannediyordum. Elbistan'da kurduğumuz çocuk çetesi (en büyüğümüzün yaşı yediydi) ile farkında olmadan bir tür V For Vendetta kafası yaşıyorduk kendi kendimize. Her şeyin bize ait olduğunu, dünyanın biz oyun oynayalım ve eğlenelim diye yapıldığını zannediyordum. Ta ki mütemadiyen daldığımız elma bahçesinin sahibi bir gün bizi yakalayıp, kuru elma dalından yaptığı sopayı sırtımda kırana kadar. O gün eve döndüğümde babamdan da yediğim tokat iyice anlamamı sağladı, yaptığımız hırsızlıkmış. O güne kadar her şey Allah'ın sanıyordum. O gün anladım evler, araçlar, ağaçlar hatta insanlar, her şey Allah'ın, yani herkesin değil birilerininmiş. Ama anlayamadığım bir şey vardı. Kiracı olarak oturduğumuz apartmanın girişinde "Mülk Allah'ındır" yazıyordu. Sormuştum bir keresinde babama bunun ne demek olduğunu, o da her şeyin sahibi Allah demektir demişti. Buna rağmen ev sahibi hacı amca kirayı birkaç gün geciktirdiğimizde kapımıza dayanıp avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Mülk Allah'ındıysa madem, hacı amca da Allah'ın kiralarını toplayan avukat gibi bir şey olmalıydı. Tövbe de dedi annem. Tövbe dedim. Tövbe demeseydim anarşist olup çıkacaktım yedi yaşında. Tövbe!

Bodrum'da bedeni karaya vuran Suriyeli bebeği gördünüz değil mi? Ben de gördüm. Adı Aylan. Üç yaşındaymış, hep öyle kalacak. Artık ne Allah'ın, ne kendilerinin, ne de kimsenin; savaş denilen iğrenç yavşaklığın teslim aldığı yerlerden yeni bir yaşama, umuda kaçırıyordu babası onu. Suya düştü. Yetmedi nefesi. Melekti, meleklerin yanına gitti. Yüzükoyun vurdu minik bedeni kıyımıza. Gözlerinize bakmaya bile değmez dercesine...

12-13 yaşlarında başka bir Suriyeli çocuk, kırık dökük İngilizcesiyle röportaj veriyor Avrupalı gazeteciye. Video oynatan sitede aratırsanız görürsünüz. Gözleri kocaman ve şaşkın. Kendisini ve ailesini kabul etmeyen Avrupalıların günlerdir beklettiği sınır kapısında, umudu iyice tükenmiş. Diyor ki ; "Siz savaşı bitirin, o zaman biz zaten sizin ülkenize gelmeyiz!" Nasıl da mağrur ve vakur. Hepimizden çok daha farkında olup bitenlerin. Savaşı bitirin diyor. Biliyor çünkü aslında bitirin dediği büyük devletler! başlattı bu savaşı...

Ahmed Ali...Yine Suriyeli bir çocuk. 15 yaşında. Savaşta bir bacağı kopmuş. O da Macaristan sınır kapısında bekletilenlerden. Şiir okur gibi konuşuyor mikrofona. "Babam bizi Avusturya'ya götürecek. Orada yeni bacak takacaklar. Kardeşimle tekrar futbol oynayabileceğim..."

Yine aynı yerler. Başka bir sahne. Bir baba karısını ve çocuğunu sıkı sıkı tutmuş, bir eliyle de tren raylarına yapışmış. Üçü de yerde. Ve tüm gücüyle bağırıyor adam, "Merhamet!" Merhamet... Merhamet ölmüş. Polisler raydaki parmakları hınçla copluyor. Trene bindirip geri gönderecekler...

Bunların hepsini aynı gün, yarım saat içinde izledim. Siz de izlemişsinizdir. İzlemediyseniz o video oynatan siteye girip bakın, hepsini görürsünüz. Fazlasını da görürsünüz. İçiniz, içimiz nasıl kaldıracak bu olup bitenleri?

Kalkıp bir şeyler içmeliyim dedim ve odamdan çıkıp bu satırları yazdığım parka geldim. Parkıma... Parkım... Allah'ım... Şu parkı kocaman yapsan, savaştan kaçan bütün çocuklar sığsa buraya, etrafımda toplayıp hepsini Küçük Prens'ten bölümler okusam. Ve iki büyük ağacın arasına asacağımız kocaman pankarta şey yazsak; "Mülk Allah'ındır. Çocuklar da Allah'ın Yeryüzündeki Gölgesidir." Çocuklar, senin sadece ailelerine değil hepimize emanet ettiğin meleklerin Allah'ım. Ve biz emanetine sahip çıkamıyoruz. Affet.

Ekim 2015 - OT Dergi, Sayı 32