Marilyn Monroe da kekemeymiş. Karşısında kekeleyen onca adamın varlığı hesaba katılırsa, onunkisi belki de bulaşıcı türdendi, diyebiliriz.
Marilyn Monroe da kekemeymiş. Karşısında kekeleyen onca adama bakarsak, onunkisi bulaşıcıydı, diyebiliriz.

Genç sayılabilecek bir yaşta yitirdiğimiz bir hanım arkadaşım, karşı cinsten partnerlerini seçerken sanki bir arızaları olmasını ister gibiydi: Ender görülen bir görme hastalığından muzdarip bir adamla gönül macerası yaşadıktan sonra "r"leri söyleyemeyen bir başkasına tutuldu, tek çocuğunu ileri derece paytak bir üçüncüden doğurdu, "kör topal olsun da" derdim, kahkahalara boğulurdu.

Kekemelere de sevecenlikle yaklaşıldığını görmüşümdür. Colin Firth'e duyulan hayranlığı VI. George rolü perçinlemedi mi? Her seyirci salondan müstakbel kralın verdiği savaşıma saygı, dolayısıyla ona sıcaklık duyarak çıkmıştır büyük olasılıkla. Kekemelerde, oysa, bir iktidar hırsı da gözlemleniyor: Napolyon ve Churchill kekemeydi, sıkı eleştirmenimiz Ataç da. Bir yetenek arızası başka melekeleri mi besliyor? Einstein da kekemeymiş.

Kekeme, yanlış bilmiyorsam, sakatlık statüsüne sokulmuyor. Hekimler, çok gecikilmediği, uygun yöntemler kullanıldığında kekemeliğin geçebileceği, atlatılabileceği görüşündeler. Cicero ünlü örnektir: Antik Dünya'nın güçlü hatibi ağzını çakıl taşlarıyla doldurarak yenmeye çalışmış tutukluğunu, başarmış. Kekemeliği tetikleyen etmenler arasında başkalarının önünde heyecana kapılmak geliyormuş, birçok kekeme kendi başlarına yüksek sesle konuşurken teklemezmiş. Ne olursa olsun, altta, daha sağlam, dayanaklı gerekçeler bekliyordur ve asıl yenilmesi güç olan onlardır, konuşma organının yarattığı sorunlar değil.

Marilyn Monroe da kekemeymiş. Karşısında kekeleyen onca adamın varlığı hesaba katılırsa, onunkisi belki de bulaşıcı türdendi, diyebiliriz.

 

Enis Akın, Turgut Uyar'ın şiirinden hareketle "kekeme şiir"e övgü döşemişti. Yazı kekemesi, söz kekemesinden farklı: Bir duyarlık farkına yaslanıyor. Su gibi akan yazılar vardır, bakarsınız pek bir şey demiyordur yazarları. Tutuk bir şarkıcı konuşuyordu televizyonda, "ortalık hıyar kaynıyor" dedi ve ekledi: "Kendimden biliyorum". Ortalık, bir de müthiş hatipten geçilmiyor, öyle ki kekeme ama doğruları söyleyecek bir adam çıksın diye mumlarla sokağa çıkmaya hazırız.