Madem bir tek rüyalarda uçabiliyorum, o zaman onlardan yanayım.
Madem bir tek rüyalarda uçabiliyorum, o zaman onlardan yanayım.

Size bunu kanıtlayacağım. Yani gerçeğin, emekleri mahveden bir şey olduğunu. Öyle veda edeceğim bu yazı serisine. Artık oradan buradan seslenmeyeceğim.

İlkokuldaydım. Bir çim adam fırtınası her yeri sarmıştı. Herkeste bir çim adam vardı. Okulda, anneyle gidilen evlerde, pencerelerde, hatta sokakta bile! Çim adam o kadar modaydı ki artık hiçbir yerde bulamaz olmuştuk. Bir gece yarısı çim adam yüzünden melankolik bir hareket başlattım evde. Haberler izlenirken ağlıyor, küskün tavırlar içinde dizlerimi bükerek oturuyordum. Meyve veriyorlar yemiyor, su uzatıyorlar içmiyordum. Dünyaya karşı bir tavır almıştım ve dünyanın umurunda bile değildim.

Yaz günü, balkon kapısı açıktı ve dedemin içtiği sigaralar yüzünden bazı yerleri yanmış olan tül perdemiz gelinlik gibi açılıp kapanıyordu. Perde açıldıkça, balkon kenarındaki saksılara gözüm takılmaya başladı. Burnumu silerek anneme "Bari biz yapalım çim adam," dedim. Televizyondaki haberlere dadanan zırıltımı kesmek için teklifimi hemen kabul etti. Talaş lazımmış çim adam yapmak için. Neden olduğunu hâlâ bilmiyorum. "İn aşağı marangoz açıksa hâlâ biraz talaş iste," dedi. Marangoz bizim Tuğba'nın babasıydı. Küçük naylon poşetime talaşları doldurdu. Nasırlı, sert elleri bütün kâinatın en cömert elleriydi artık benim için.

Koşarak merdivenleri çıkıp balkona yerleştim. Annemin çoraplarından bir tanesini alıp içine talaş doldurmaya başladım. Biraz talaş, az da saksıdaki topraktan koyuyordum. Çim adamımın kafası belli bir boyuta ulaşmıştı. Baya kafa gibiydi artık. Aha? Bir eksik vardı. Tohum! Tohumum yoktu ki çim çıksın. Felaketi içeri koşup birkaç ağlama krizimin ev halkı tarafından bastırılmasıyla anlatabildim. Annem de o sırada yediği karpuzun tabakta kalan çekirdeklerini verdi bana. "Neymiş o çim yeaaa," dedi "seninkinden karpuz çıksın." Ulan? Harika fikirdi. Benim çim adamımın kafası karpuzlar açacaktı. Âlemin en farklı çocuğu ben olacaktım, kainatın en özgün çim adamı benim olacaktı, bütün ışıklar beni gösterecekti, tüm tabelalar beni işaret edecekti.

Karpuz çekirdeklerini toprağımın üstüne atıp üzerini yeniden bir avuç toprakla kapattım. Bir çay bardağı kadar su döktüm. Çorabın ağzını düğümledik. Sımsıkı. Ağız, göz filan çizme kısmı en kolay aşamaydı. Hızlıca ve eğlenerek bitirdim.

Sonra beklemeye başladım. Her gün okuldan koşarak eve geliyordum. Suluyordum, sevgi veriyordum, büyü diyordum. Yok. Büyümediği gibi birkaç gün içinde kötü de kokmaya başlamıştı. Toprak ve talaş kendisini iyice salmış, çim adamın gıdısı bildiğin sarkmıştı.

Hiç sevmediğim kuzenlerimden bir tanesi bize gelmişti o gün. Asla benden daha zeki değildi. Sadece insanların beklentilerini baltalayacak kadar akla sahipti. Geriye kalanların aksine kocaman olan iki ön dişini bana göstere göstere "Seni yemişler," dedi. O ân bir çukurun içine düşmüştüm ve annem dahil herkes kazma kürek toprak atıyordu sanki üstüme. Balkona koştum. Çim adamı aldım. Gözleri yamulmuştu. İçini açmak için duvardan duvara vurdum. Sonunda patladı. Balkon toprak içinde kaldı. Karpuz çekirdeklerini bulup balkondan aşağı fırlatmaya başladım. Elime geçeni fırlatıyordum. Hiç sevmediğim kuzenlerimden  bir diğeri geldi. "N'apıyorsun ya annene söylicem seni!" dedi. Elimde kalan son karpuz çekirdeklerini de sokağa uçurduktan sonra döndüm, "Söylersen söyle," dedim "ben artık karpuz büyütmek istemiyorum."  

***

Canım Hayalciler, Kapanış metninde melankoli akımına katkıda bulunmak istemem. Ama bu anımı hatırlamak peşinde birkaç şeyi daha sürükledi bende. İnanırsak bir geyiğin boynuzları meyve verebilir. Güvenirsek bir geyiğin kendisi de buna inanabilir. Herkes dünyanın gerçeklerinin peşinde. Bir toz yığının içinde yakınıyorsun sen de. Neden bunca toz? E, belki de ışıksın! Madem bir tek rüyalarda uçabiliyorum, o zaman onlardan yanayım. Bütün sevmediğimiz kuzenlerimiz için, tüm bizi avutmak isteyen annelerimiz için... batsın bu gerçeklik.

 

Mayıs 2016 - OT Dergi, Sayı 39