Karısının astımı olduğu için sigarayı bırakan adam “seni seviyorum” demese de olur lan!
Karısının astımı olduğu için sigarayı bırakan adam “seni seviyorum” demese de olur lan!

Bebeğim Lana Del Rey konserine gidelim diyorsun da, önce bir beni dinle de hele. Sonra gideriz elbet. Kaçmıyor ya konser. “Žižek’e gidelim mi?” diye sorduğunda “Žižek benim taşşağımı yesin” demiş olabilirim, evet. Ama bu sefer öyle değil valla bak. Ben, Ferdi Tayfur şarkılarıyla büyümüş bir adamım. Tam olarak büyümüş de sayılmam ama otuzuma geldim neredeyse. Hiçbir çocuk, Ferdi Tayfur şarkılarıyla büyümek istemez. Gel gör ki bizde aile baskısı daha doğar doğmaz başlamış. El kadar bebeğe ninni niyetine Ferdi Tayfur şarkıları dinletilir mi? Benim babam dinletmiş işte. O babam ki, geceleri son ses “Sen de mi Leyla” şarkısını dinlediği için komşusuyla kavga etmiş adam. Oğluna mı dinletmeyecek? Hayır, işin kötüsü annemle evliyken dinliyor şarkıyı ve annem bir kere olsun “Kim lan bu Leyla!” diye sormuyor. Neyse, ne diyorduk? Heh, konser... Bir Pazar sabahıydı. Akşamki konsere gitmek için hazırlanmaya başladık. Mangalıydı, semaveriydi, topuydu, tam takım çıktık evden. Yükledik hepsini Kartal’ın bagajına. Bugün arabalara çocuk koltuğunu zorunlu kılanlar, biz Kartal’ın bagajına tıkıştırıldığımızda neredeydiniz acaba? Neyse, ne diyorduk? Heh, konser... Evet, o zamanlar konsere mangalla giderdik. Sabahtan Gülhane’ye gidilir. Önce hayvanat bahçesi gezilir, sonra mangal yakılırdı. Yemekten sonra içilen çaylarla da konser saati beklenirdi. Biz de öyle yaptık. Gerçi hayvanat bahçesi dediğime bakma. Birkaç kuş türü, deve, at, kedi gibi birkaç hayvan vardı kafeslerde. Kedi, evet. Dışarısı kediden geçilmezken, bir başına içeride duruyordu garibim. Asık suratlının da tekiydi. Duruma nasıl bozulduysa artık. Yalnızlığın ne olduğunu merak ediyorsan bir o kediye, bir de elindeki topla mahallede tek başına dolanan çocuğa bakman lazım. Gerçi çocuk dediğin çok sıkılırsa alır topu, geçer duvarın karşısına, akşama kadar vur babam vur. Çocuklar için yalnızlık o kadar da büyük bir mesele değildir, duvarı bile arkadaş edebilir kendine. Gülhane’deki her iki ağacın arası kaleydi mesela benim için. Bazen Metin, bazen Ali, bazen de Feyyaz’dım şut çekerken... Ne diyeceğim, sigaran var mı ya? Gerçi yoksa da fark etmez. Bir şekilde sigaradan bahsetmem lazımdı. İçmesem de olur. Babam da içmezdi zaten. Karısının astımı olduğu için sigarayı bırakan adam “seni seviyorum” demese de olur lan! Neyse, ne diyorduk? Heh, konser... Konserden önce bir çocukla tanıştım. Tanıştım dediğim, adını filan 

sormadım. Ben iki ağacın ortasına şut çekerken, bu da geçti iki ağacın arasına, kalecilik yapmaya başladı. İkimiz de birbirimizin adını sormadık. Umurumuzda da değildi. Bu tür şeyler büyüdükçe önem kazanmaya başlıyor galiba. Adı, yaşı, etnik kökeni, dini inancı, politik görüşü filan. Bu yüzden büyüdükçe yalnızlaşıyor insan. Bu yüzden tüm çocukların gülümsemesi sahicidir. Bu yüzden olmasa da bazı kediler kafestedir. Neyse, ne diyorduk? Heh, konser... Mangalda tavuk kanatları kızarırken, yemeğe çağırıyor annem. Oyunu bırakıp da yemeğe gitmek, arkadaşına yapılabilecek en büyük ayıptır. Ama anneler çocuklarını doyurmak konusunda çok ısrarcıdır. Arasına tavuk kanatlarını tıkıştırdığı ekmeği alıyorum annemden. “Bunu da arkadaşına ver” diyerek bir ekmek daha tutuşturuyor elime. Sen camın önüne gelip “Anneeeğğ! Su sal!” diye bağırırsın. O, sepetle bir sürahi, bir de bardağı salarken “Arkadaşına da ver” demeyi ihmal etmez. Ayrıca küçükken terli terli çok su içtim. Hiç de bir şey olmadı. Bir de bunun “Anneeeğğ! Elli bin atsana” versiyonu vardır ama o pek tutmazdı bizde. Anneden para istenebilecek tek an, evde misafir olduğu andır. Hani mutfakta böreğin, poğaçanın, kısırın, kekin eksik olmadığı o muhteşem an. Katalitik sobasının üç gözünün de yandığı o sıcacık an. İşte o an anneden para kopardın kopardın. Gerçi o misafirin yanında gülümseyerek verdiği paranın acısını, akşama terlik ya da oklavayla çıkarır ama olsun. Neyse, ne diyorduk? Heh, konser... Sahnenin önü her geçen saat biraz daha kalabalık bir hal alırken, biz bulunduğumuz tepede oturmaya devam ettik. Sahneye yakın olmak gibi bir isteğimiz yoktu. Babam yeteri kadar Ferdi Tayfur’a benziyordu zaten. Ondaki bu Ferdi Tayfur takıntısı da bu yüzden olabilir. Gerçi, Onur abinin babası da gençken Ferdi Tayfur’a benziyormuş. Galiba bir dönem tüm babalar Ferdi Tayfur’a benziyordu. Neyse, ne diyorduk? Heh, konser... Şimdi sen konser deyince, benim aklıma bunlar geliyor. Mangal yapmadığın, top oynamadığın, şarkıları yayılmış bir şekilde çay içerek dinlemediğin konsere, konser mi derim ben be! Valla bahane değil bak. Sahnede Lana Del Rey olabilir ama benim kulağımda hep aynı sözler, hep aynı melodi... “Yavrunun anası gibi Sevenin sevdası gibi Derdimin dermanı gibi Ben de özledim, ben de...” 

Kasım 2013 - OT Dergi, Sayı 09