Herkes gibisin ne demek yahu, suratıma tükür daha iyi!
Herkes gibisin ne demek yahu, suratıma tükür daha iyi!

Ben çocukken Cem Karaca yaşlanmıştı. Ama ben onun gençliğini sevdim. Topkapı'daki bitpazarından, Beyazıt sahaflar çarşısından plaklarını toplardık annemle. Kasete geçilmişti halbuki ama nostalji o zaman da modaydı demek...

Ben çocukken annem gençti, onlar annemle yaşıttı. Kardeşim doğdu. Annemle gitar çalıyor taklidi yaparak ‘Adiloş Bebe'yi söyledik kıza. Ninni niyetine. Sonra bizim sınıfa Mehtap geldi. En yakın arkadaşım oldu. O zaman bizde lakap takma âdeti vardı. Adiloş adını taktım kıza, böyle bir şarkı var dedim. Daha şiirinden haberim yoktu. Çocuktum.

Ben biraz büyüdüm, kendimi genç sanıyorum, ‘Herkes Gibisin' en sevdiğim şarkı oldu. Ortaokuldayım... Biri, evet o izci kursundan âşık olduğum çocuk özellikle de, bana bu şarkıyı yazsa ne kötü hissederdim diye düşünürdüm. "Herkes gibisin ne demek yahu, suratıma tükür daha iyi!" Daha şiirinden haberim yoktu. Liseye geçmeden şiir öğrenemiyor insan herhal.

13 yaşına geldim. Ağır Roman'ın filmi çıktı. Kitabından haberim yoktu. Ortaokuldayım ya ondan... Resimdeki Gözyaşları, film için yeniden düzenlenmiş, klibini gördüm televizyonda. Cem Karaca, geniş el kol hareketleriyle bir mahalleyi anlatıyor sanki... Ben kendi başıma hiç büyük filmine gitmemiştim. Ama buna gitmem lazımdı. Cem Karaca, çekici bir tedirginliğe davet ediyordu. Annem, sinemaların bir çocuğun tek başına gitmek için tehlikeli yerler olduğunu düşünürdü. Anca üniversiteliler başlarına bir iş gelmeden, rahatça tek başına sinemaya gidebilirdi. Sinemaya yalnız gideceğim zamanlarda, elime bir ‘üniversiteli' klasörü tutturur, boynuma bir fular bağlayarak, dışarıya, özellikle sinemadakilere üniversiteli gibi görünmemi sağlamaya çalışırdı. Filmin 16 yaş sınırı var. Klasörümü alıp fularımı taktım, 13 yaşında bir üniversiteli olarak Ağır Roman'a gittim. Çemberlitaş Şafak... Filmde içtikleri şeyi yanlış anlamışım, salondan çıkar çıkmaz bir paket sigara aldım: Camel. O hafta filme 2 kez daha gittim. Akşama kadar televizyon başında oturup ‘Resimdeki Gözyaşları'nın klibi çıksın diye bekliyordum. Metin Kaçan'dan haberim oldu. Gittim walkman aldım, kendi başıma ilk Cem Karaca kasetimi aldım: The Best of Cem Karaca (Vol. 1)

Ben büyüdüm sanıyorum; lisedeyim. Annem dedi ki; Cem Karaca, Caz Bar'da çıkıyor, gel seni götüreyim. Yanında velin var, 18 yaş sınırını sorun etmez güvenlikler. Gittik, kimlik sordular. Annem çıkardı, kapıdaki adam "Sizin kimlik göstermenize gerek yok hanfendi" dedi. 18 yaşını geçtiği anlaşıldı ve yüzüne vuruldu diye annem çok bozuldu. Ben "Kimliğim evde kalmış" dedim. İçeri almadılar. Ee, bara da klasörle gidilmiyor tabii... Diyemedim ki, abicim, içerde şarkı söyleyecek adam benden daha genç, onu da çıkarın o zaman...

Ben üniversiteye geçip, klasörsüz sinemaya gidecek yaşa gelmişim. Artık Cem Karaca'ya Cem Baba diyorum. Safinaz'ın müzikali yapılsın diye bekliyorum bir umut. Bir gün İmpala'ya binersem; çünkü Ağır Roman ve Fındık Sekiz'de hep İmpala'ya binerler, çalacak ilk şarkı "Unut Beni" olacak diyorum. Şiirleri öğrenmişim. O kız gerçekten herkes gibi olsa, o şiirin ona yazılmayacağını anlamışım... Nihayet ikimiz de gençtik... Ama Cem Baba benden önce öldü...

Dediler ki "Cem Baba Cem Baba diyorsunuz ama, o da Turgut Özal'ın elini öptü ne haber..." Babam ve Oğlum çıktı sonra... Film dedi ki... "Çocuklar, babalarını hatırlamak istedikleri gibi hatırlarlar." Biz, Ce m Baba'yı hatırlamak istediğimiz gibi hatırladık. Gençliğini...

Bana da artık bar kapılarında kimlik sormuyorlar. Hiçbir hatama gençlik hatası kamuflajı yapamayacak yaşa geldim ama Cem Baba hâlâ genç...

 

Nisan 2013 - OT Dergi, Sayı 02