Cüzdanında para yerine şiirler taşıyorsun. Henüz. Hayat daha seni şiirleri cüzdanının başköşesinden çıkartacağın kadar kırmadı. Kıracak oysa!
Hayat daha seni şiirleri cüzdanının başköşesinden çıkartacağın kadar kırmadı.

Biliyorum 17 yaşının yalnızlığındasın.

Mutsuzsun ve aklının kenarında hep bir intihar senaryosu nöbet tutuyor. Tanıdığın hiç kimsenin seni anlamadığını ve tanımadığın herkesin senden farklı olduğuna ‘kesin' gözüyle bakıyorsun.

‘Bu hayat nasıl geçecek' diye kendi kendine of çekip, ahlanıp, bir de yetmezmiş gibi kederleniyorsun.

En gizli merakın, henüz keşfedilmemiş en uzak kıtan ve asla keşfedilmeyeceğine emin olduğun o en uzak gezegenin adı ‘SEN'.

‘Sen'i bir anlasan, bir çözebilsen bu dolambaçlı hikayeyi, ‘hah tamamdır' tüm dünyayı da çözeceksin o an. Ya da sana öyle olacakmış gibi geliyor. Oysa hiçbir şeyden tam emin değilsin. Bunu da bilmiyorsun.

Henüz geçmişin değil sadece geleceğin değişken ve bilinmez olduğunu düşünüyorsun. Sen'i bir bulsan tüm dünya da seni bulacak gibi geliyor. Ya da öyle olsun istiyorsun.

Oysa ne zaman gizli gizli kendine baksan senden başka kimsenin görmediği bir hüzün bulutu gözüküyor aynalarda.

Tepende çakan şimşeklerin sesini bir tek sen duyuyorsun.

Aynalar tuzla buzla oluyor o anda...

Her seferinde sen kayboluyorsun kırılmayan aynaların sessizliğinde.

Fikret Kızılok'un şarkılarını senin için yazdığını düşünüyorsun.

Cüzdanında para yerine şiirler taşıyorsun. Henüz. Hayat daha seni şiirleri cüzdanının başköşesinden çıkartacağın kadar kırmadı. Kıracak oysa! Canını çok fena yakacak. Acıtacak. Belki bundan korkuyorsun. O kadar çaresiz o kadar mutsuz ve o kadar yalnız hissediyorsun ki kendini, sık sık ağlıyorsun. Ağlıyor ve yürüyorsun. Yürüyor, yürüyor, yürüyor bir yandan da düşünüyorsun. Bir tek ‘kendin' geliyor aklına. Başkalarının kendisi geliyor.

Hayaller kuruyorsun. Küçük mutlulukların hesabını tutuyorsun. O küçük hayallerin gerçekleşmesi için yapacağın fedakarların büyüklüğü hakkında bir fikrin bile yok. Yürüyor, yürüyor, yürüyorsun. Bütün şehir de seninle yürüyor sessizce. Kimse seni görmüyor koskoca şehirde... Bu yüzden bu kadar rahat ağlıyorsun. Ağlamanın utanılacak bir zayıflık olduğunu düşünecek kadar naifsin. Henüz.

Ankara'da yaşıyorsun ama ‘bu sabah yağmur var İstanbul'da' şarkısı sık sık gelip konuyor dilinin ucuna, mırıldanıyorsun. Kimseye itiraf etmesen de gizli gizli Ahmet Kaya dinliyorsun. 80'lerin sonu geliyor, 17 yaşındasın ve yapayalnızsın. Biliyorum ilk kız arkadaşın seni en iyi arkadaşın ile aldattı. Biliyorum karnende 7 zayıf varken üniversite sınavında başarılı olmak hayal gibi... Biliyorum hayata dair daha henüz hiçbir şey bilmiyorsun. Henüz.

 

Erken yaşlandığını düşünüyorsun ve çok ama çok korkuyorsun. Sığınabildiğin tek yer içindeki o küçük yalnızlık adasındaki panik odası. Her şey çok zor ve çok uzak gözüküyor. Seni bir tek Bülent Ortaçgil anlıyor! Yılların ötesinden yanına gelip omuz başına yaklaşıp, senden başka hiç kimsenin duyamayacağı bir sesle, tek bir kelime fısıldamak istiyorum kulağına. ‘Korkma' Cüneyt.Korkma.

 

Ağustos 2015 - OT Dergi, Sayı 30